Dünyanın en büyüleyici ve renkli merkezlerinden biri, Kapalıçarşı… Yüzyıllarca İstanbul’un ticari hayatına damga vurmuş bir çarşı olmasından öte bir kültür mirası. Her medeniyet simgesinde olduğu gibi Kapalıçarşı’yı da kıymetli kılan, elbette çarşı binasını inşa eden taşlar değil, yüzyıllardır orada biriken yaşanmışlıklar ve mekanın ruhunu anlatan evrensel değerler…
Kapalıçarşı kuyumcularının adını dünyaya duyurması bağlı oldukları kültürel mirasın bir sonucu. Kapalıçarşı kültürü, zamana, mekana ve kişiye göre değişmeyen, geçici değil zamanı aşan bir etik ile hareket etmek demek. Hoşgörülü, dürüst, güler yüzlü, adil olmak ve her şeyden öte kim olursa olsun her insana sevgi ile yaklaşmak demek. Bu ahlaki duruş olmasa yüzlerce yıl ticaretin kalbi ve bugün büyük bir kültürün mirasçısı olması belki de mümkün değildi. Kapalıçarşı kuyumcuları tarafından taşınan bu özellik, belki de en çok günümüzde, bir mücevher kutusu içinde korunup saklanmaya değer nitelikte.
Kapalıçarşı’da bugüne kadar inşa edilen bu kültürün en önemli aktörleri ise bu mirasın emanetçileri, mücevher ustaları… Nitekim hangi kültürde olursa olsun, binlerce yıllık kadim bilgelik öğretilerinde en önemli sembollerden birini sarraf ve kuyumcuların oluşturması boşa olmasa gerek. Gerçeği zahirden ayırmanın, doğru ve evrensel bilginin peşinde olan bir bilgenin yolculuğunu, değerli bir taşı sahtesinden ayırt edebilen bir ustadan ve Kapalıçarşı kuyumcuları kadar daha iyi kim sembolize edebilir ki… Kapalıçarşı kuyumcu kültürünü işte böyle evrensel ahlaka sadık kalmış ustalarına borçlu.
Böyle ustalar kaldı mı artık, diye sorduğunuzu duyar gibiyiz. İşte bu yazıda size böyle bir ustayı anlatacağız. UNESCO’nun yaşayan insan hazineleri kriterlerini taşıyan, bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda ustalardan biri, Haçadur Kelleci.